• DOLAR
    3,9533
    % 0,71
  • EURO
    4,6413
    % 0,78
  • ALTIN
    162,7955
    % 0,28
  • BIST
    103.853
    % -0,06
Plastik kaplardaki salça tehlike saçıyor!

Plastik kaplardaki salça tehlike saçıyor!

Plastik ambalajlarda satılan salçalara koruyucu katkı maddelerinin karıştırılmasına ruhsat vermesi üzerine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Aziz Ekşi, “Salça konserve edilen gıdadır, konserve edilen gıdaya korucu katkı maddesi konulması yasaktır; zaten konulmasına gerek yok, ayrıca plastik kaplardaki salça tüketici sağlığını riske atar” dedi.

Lefke Avrupa Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Aziz Ekşi, plastik ambalajlarda satılan salçalara koruyucu maddelerin karıştırılmasına ruhsat verilmesi ve evde yapılan salçaların menfi yönleri üzerine izah yaptı. Alınan bu karar sonrasında Türkiye’nin imajının sarsılacağını belirten Prof. Dr. Ekşi, “Türkiye dünyada en çağdaş salça teknolojisini uygulayan ülkelerden birisi, dünyada ilk 5’te yer alıyor. Siz şayet yalnız plastik kaplarda yapılan domates salçasına koruyucu katkı maddesi katılmasına ruhsat verirseniz bunun maliyeti fazla ucuzdur ama hijyen kalitesi düşüktür, sıhhat açısından riski vardır. Dolayısıyla siz bu ucuz salçayla öbür ileri teknoloji uygulanarak üretilen salçanın dürüst rekabet koşullarında yarışmasını bekleyemezsiniz. Zamana bağlı olarak tüm firmalar koruyucu katkı maddesi katan yönteme yani plastikte salça üretmeye devam edebilirler ve Türkiye’nin dünyadaki müspet imajı sarsılabilir. Öte yandan tüketici sağlığı da riske atılmış olur” ifadelerini kullandı.

“Endüstriyel salça, evde yapılan salçadan daha kalitelidir”

Endüstriyel salçanın evde yapılan salçadan her vakit nitelik olarak daha faik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aziz Ekşi, “Yapılan salçanın kalitesi açısından endüstriyel salça evde yapılan salçadan her vakit daha üstündür. Nitelik açısından baktığımızda salçayı ya aleni kazanlarda kaynatarak ya da güneşte bekleterek koyulaştırıyoruz. şayet kazanda koyulaştırırsak fazla koyu bir madde olduğu için karıştırması zor dolayısıyla salçanın kaba değen bölümlerinde yanma olması kaçınılmaz bu öncelikle rengin kararmasına, kara lekelerin oluşmasına yol açar. Sıcaklık denetim edilemediği için gıda öğesi kaybı fazla olur. şayet güneşte bekleterek bu işlemi yapıyorsak uzun süre aleni havada bekletmek zorundayız. Havadaki toz, toprak,gaz,böcek, karınca gibi her şeye açıktır, dolayısıyla bir kontaminasyon laf konusudur. Ayrıca tekrar aleni alanda uzun süre beklediği için oksidasyon olacaktır ve domatesin en kıymetli bileşeni olan likopenokside olup gıda değeri azalacaktır” dedi.

“Plastik kaplardaki salçayı almayın”

Bilinmeyen plastikte satılan herhangi bir gıdayı salça iç satın almamanın en doğru davranış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ekşi, “İster kaynatarak istersek güneşte koyulaştıralım geldiğimiz noktada içerisine fazla miktarda tuz konulması gerekir, tuz fazlalığı yüksek tansiyon ve onunla ilişkili bir fazla hastalığın nedeni.Biz evde salça yaparak aynı zamanda sağlıksız beslenmeye yol açmış oluyoruz. Salçadaki bir takım uygulamalar mesele eczanelerde domates tozu diye satılan salisilat(aspirin) koruyucu madde olarak kullanılıyor ki bu izinli bir katkı maddesi değildir, sıhhat açısından zararlıdır. Evde yapılan salçanın menfi yanı ise genelde salçayı plastik kaplara koyuyoruz. Plastik kapların ne olduğunu bilmiyoruz. Yani gıda için kullanılmaya müsait olup olmadığını bilmiyoruz. Kullandığımız plastikten salçaya sağlığa zararlı maddeler geçmesi laf konusudur, bunlar genelde kanserojen bileşenlerdir. Bilinmeyen plastikte satılan herhangi bir gıdayı salça iç satın almamak en doğru davranıştır” dedi.

“AB’nin yönetmeliğinde de benzoat ve salisilat katılan gıdalar arasında salça yok”

2008 yılına kadar Türkiye’de salçalara katkı maddesi koyulmasının yasak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ekşi, “Hatta dünyada da yasaktı. Çünkü salçanın tanımına bakarsak salça;fiziksel yolla dayanıklı hale getirilen veya ısıl işlemle muhafaza edilen gıdadır. Yani bu ne demektir yalnızca fiziksel işlem uygulayarak, pastörize ederek muhafaza edilebilir. Şimdi bir ürünün tanımını böyle yapıp sonra kimyasal madde katılmasına ruhsat verilmesi fazla çelişkili bir durumdur. Öncelikle ürünün tanımına aykırıdır. Ayrıca AB’nin gıda katkı maddeleri yönetmeliğinde benzoat ve salisilat katılan gıdalar arasında domates salçası yoktur. Türkiye’de zorlama bir yorum yapılarak bu gruba alınmıştır. Yani salça, meyve ve sebze müstahzarlarından sayılmıştır. Oysa salça öyle bir gıda değildir. Tam tersi konserve edilen gıdalardan birisidir. Konserve edilen gıdalara koruyucu madde katılması yasaktır, zaten gerekmez”  ifadesini kullandı.

“Etiketinde TR ve üretildiği ilin trafik koduyla başlayan sayı yoksa o salçayı almayın”

Marketten salça veya herhangi bir gıda alırken evvel ambalajına bakmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Ekşi, “Ambalajında deformasyon var mı?, mahsul düzgün olmalı çarpık, deforme veya sızıntı olmaması gerekir. Daha sonra etiketi okumalıyız. Türkiye’de tüketicilerin etiket okuma alışkanlığı yeterli değil. Etiketi okurken öncelikle kayıt numarasına bakılmalı. Bu işletme Tarım Bakanlığı’na kayıt yaptırmış mı? TR ve üretildiği o ilin trafik koduyla başlayan bir sayıdır bu. şayet bu numara yoksa o mahsul merdiven altı, kayıt dışı üretimdir. Bu numara olmayan gıdaları kesinlikle almamalıyız. Daha sonra içindekiler bölümüne bakmak lazım. Her etikette gıdanın ne içerdiğinin yazılı olması lazım. şayet salçanın içerik bölümünde E-200,201,202,203 gibi sayı varsa veya sorbik asit, potasyum sorbat gibi koruyucu maddenin adı yazıyorsa bilinki bu salçada koruyucu madde vardır; zaten bu salça plastiktedir,diğerlerine katılması yasaktır. Tüketici bu durumu bilsin ama tercih kendisinindir” diyerek mühim açıklamalarda bulundu.

“Koyu renkli, tuzlu ve ekşi salçanın kalitesi düşüktür çünkü…”

Salçanın rengi ne kadar koyuysa, tuzu ne kadar fazlaysa ve ne kadar ekşiyse kalitesinin o kadar düşük olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ekşi sözlerine şöyle devam etti:

“Salçada tüketici algısının değişmesi gerekiyor. Kaliteli salçayı anlatmaya tüketici algısı aka bir engel. Kaliteli salça dediğimizde renginin domatesten biraz koyu ama parlak al olması gerekir. Yanık kara lekelerin bulunmaması lazım. Tuzu düşük olmalı ve koruyucu madde içermemeli. Ama evde salça yapıldığında bunların hepsi var.Çünkü ev kadınları evde salça yakarken şöyle düşünüyor; rengi ne kadar koyuysa, tuzu ne kadar fazlaysa ve ne kadar ekşiyse yemeğe o kadar tuz, ekşilik ve renk geçecektir dolayısıyla bu salça iyidir. Oysa bu salça iyi değil tam bilakis kalitesi düşük salçadır. Öncelikle tüketicinin bunu bilmesi gerekir.Birde evde salça yaparken kadınlar domatesin suyunu atıyor. Yani domates parçalanıyor, domatesle su ayırıyorlar sıvı bölümü atılıyor. Biz ona serum ayrılması diyoruz. Bu aslında domatesin suda çözülen C vitamini ve mineral maddeler başta olmak üzere domatesin başlıca bileşenin kendi elimizle atılması demektir. Dolayısıyla gıda değeri düşürülüyor,suyunu atmamak gerekir.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?